Sana
yarar sağlayacak ya da zarar verecek fiilindir!.
Pozitif
enerji adını verdiğimiz bu dalgalar beynin «verici» mahiyetteki düşünce ve
fiillerinden oluşan bir enerji türüdür!.. Dindeki adı «sevap»tır!..
Pozitif
enerjinin karşıtı olan «negatif enerji»
adını verdiğimiz dalgalar ise beynin «alıcı»,
«birimsel menfaate dönük»
davranışlarından oluşur. Dindeki adı «günah»tır!..
‘’Günah’’,
Hakikatini bilmeyenin davranışlarının adıdır.

Melekî
kuvve ve kuvvetler sayısızdır...
Meselâ,
insanın müvekkel melekleri, insana vazifeli olarak verilmiş melekler… Esasen bu
konuda, Hz. Rasûlullah aleyhisselâm buyuruyor
ki:
“Bir
çocuk doğduğu andan itibaren, onunla ilgili, onunla beraber olmak üzere bir Melek
meydana getirilir. Bir de onunla beraber olan bir Cin`i vardır. O melek onu, meleki
güçlere çekmek isterken, o cin de onu maddiyata, süfliyata çeker.”
Neticede
o kişi ya melekiyeti kazanır, melekler âlemine yükselebilecek düzeye gelir. Veyahut
da Cin`e yani şeytana tâbi olarak, kendini madde beden kabul edip, bu süflî madde
dünyasında kaybolur, boğulur gider.”
Bu
iki meleğin dışında ayrıca, iki de “Kirâmen
Kâtibeyn” denen, sağ ve sol omuzda diye anlatılan bu iki meleğin vazifesi, dini
tabirle sevap ve günahları yazma olarak anlatılır.
Buradaki
“sevap ve günahları yazmak” diye
anlatılan olay, bizim genelde anladığımız mânâda bir kalemle bir yazı mahalline
yazmak değil, elbette!..
Bildiğimiz
gibi, insanın sağ yönünde, Çinlilerin 2000 sene önce tespit etmiş olduğu, vücudun
sağ yönünde, Akapunkturun esasını getiren pozitif yük vardır. Sol yanında da
negatif yük vardır.
Kişinin
kendini madde ötesi yaşama hazırlamasını sağlayan fiil ve düşünceleri, çevresine
verici fiil ve düşünceleri, pozitif yük ağırlıklı olarak, beyinde düşünülür
ve bunlar dalgasal yapıya çevrilerek ruhta kayda
alınır!.
Ruha
yüklenen bu pozitif yüklü dalgalar, kişinin ruhunun dünyanın manyetik çekim
alanından kurtulmasına ve cennetlere açılmasına vesile olan güçtür!.
Buna
mukabil, kişinin, alıcı, kendine toplayıcı, dünya ve maddeye yönelici düşünce ve
eylemlerinden oluşan fiilleri ve düşünceleri, günah
diye nitelendirilir; ve bu menfi, negatif ağırlıklı dalgaların meydana getirdiği
dalgasal üretim, ruha negatif olarak yansır
ve bu da kişinin madde dünyasına bağlılığını, çekimini artırır.
Dolayısıyla,
madde dünyasına ağırlıklı olarak bağlanan bu ruh, neticede madde dünyasından
kopamaz ve o nispette de dünya ile birlikte güneşin dalgasal boyutuna girerek orada
büyük azaplar çeker.
İşte,
kişideki pozitif ve negatif yükün kaynağı, din terminolojisinde; kişinin günahları
ve sevaplarını yazan “iki omuzundaki iki
melek” diye tarif edilmiştir...
“Sevap”
denen sistem düşünceye, “günah” denen sistem ise beyindeki fiile dönük devreyle
çalışır...

GÜNAHLAR
NEDEN BULÛĞ’DAN EVVEL YAZILMAZ? |
Pozitif
enerji dalgaları (sevab) kişinin ilk şuur hallerinden itibaren üretilir. Bu sebebten
5-6 yaşından itibaren çocuğa müsbet çalışmalar tavsiye edilir ve bu istikamete
yönlendirilir.
Negatif
enerji dalgalarını (günah) beyin «büluğa
ermek» diye tanımlanan cinsiyet hormonlarının salgılanmasından sonra üretmeye
başlar!
Zira
bu dalgalar, beynin biokimyasının seks hormonlarıyla etkilenmesinden sonra beyin
tarafından üretilebilmektedir. Bunun için de, “büluğdan evvel kişinin günahları yazılmaz”
diye mecazi bir şekilde anlatılır bu durum.
Kişi,
bulûğa erme denen östrojen ve androjen hormonlarının üst düzey faaliyete
geçişiyle birlikte mesûliyet devresine girer. Bu, şu demektir; Beyin bu hormonların
kimyasal etkisiyle birlikte yanlış zihinsel faaliyetlerini negatif yük olarak ruha
kaydetmeye başlar!.. Yâni günah olarak!.. Yâni, iki omuzundaki iki melek
tarafından!.. Ayrıca gene bu beyin faaliyetleri pozitif ve negatif yük esasıyla ve her
beynin kendine has şifresiyle boşluğa yayınlanır.

BÜTÜN
GÜNAHLARIN KÖKENİİ
”TANRIYA
İNANMAK”TIR! |
Günahların
en büyüğü nedir?..
"İnneş şirke lezulmün azîm"!..
"Şirk azîm zulümdür";
diyor
âyet...
Yani,
"Allah"ı, tanrı mesabesine koymak!... Şirk budur!...
"Sizin için korktuğum gizli şirktir, artık açık
şirk olmaz ümmetimde" diyor...
Öyle
ise Tanrıya tapmak "kebâir"in ta
kendisidir!... Büyük günahların en başında gelen ve hepsinin kökenidir!...
Bütün
günahların kökeninde de "Şirk-i hafi"
yani "tanrıya inanmak" yatar!...
"Ey iman edenler.... Allah'a iman edin";
âyetindeki uyarı, Hz. Muhammed ve Kur'âna imân, edip henüz Tanrı
anlayışından kurtulmamış olan SAHABEYE
gelmişti.... Sahâbe, yani Allah Rasûlü'nü gören(!)ler böyle
olursa... Ya bizler?!....

Savaştan
kaçma olayının dahi bu şekildeki istiğfarla affedilmesi olayına gelince…
Savaştan
kaçma, Hazreti Rasûlullah aleyhisselâmın bildirdiği üzere yedi büyük
günâhtan birisidir.
Buyuruyor
ki Rasûlullah:
-Helâk
eden yedi şeyden sakının."
Soruluyor
“nedir onlar” diye:
"Allah'a
şirk koşmak;
Allah'ın haram kıldığı insanı öldürmek;
BÜYÜ ve sihir yapmak;
Faiz yemek;
Yetim malı yemek;
Savaştan kaçmak;
İffetli kadına zinâ iftirası atmak."
açıklaması
yapılıyor Efendimizden.

Günah,
“benlik”ten doğar!.
En
büyük günah da “BENLİK”tir!.

İşte
en basitiyle İslâm.
İslâm'ın
temel esaslarını ve bu temel esasların hangi sırlara dayandığını detaylı bir
şekilde öğrenmek isteyenler "TEMEL ESASLAR" kitabımızı okusunlar...
"Kolaylaştırınız,
güçleştirmeyiniz; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz"!.
Buyuran
Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bildirdiği Kurân’ın
bize en öz mânâda anlatmak istedikleri ve bizden talep ettikleri.
Şâyet
bunları anlayabildiysek.
Şimdi
de önce "GÜNAH"ı anlayalım sonra da "İstiğfar"ın
ne olduğunu ve nasıl bir düşünceyle yapılması gerekliliğini.
"Dağlar
gibi kuşatmış, benlik günâhı seni günahını bilmeden, gufrânı arzularsın"
Ve işte bundan
sonradır ki. Artık KUR'ÂN-I KERİM'e "EL SÜREBİLİRİZ"; ve ZİKRE,
DUAYA başlayabiliriz.

BİR
GÜNAHIN BÜYÜKLÜĞÜ
KİŞİNİN
ÂHİRETİNE VERDİĞİ ZARARLA ÖLÇÜLÜR! |
Vicdanımızın
bize, sen imanlısın demesi önemli mi?...
Yoksa,
amelimiz mi imanımızın göstergesi?...
Mesela,
sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla âhiretine zarar vermekte ve
kendine zulmetmekte olduğuna imanlı mıdır?
İmandan
AMAÇ, İMANIN GEREĞİ OLAN AMEL MİDİR?
İmanın
gereği olan amel yoksa, iman mevcut olabilir mi?
Sigara
için biri, ben sigaranın zararlarına iman ediyorum dese dahi, böyle bir imanı var
mıdır?o zarara iman etmiş biri sigaraya devam edebilir mi?ediyorsa, o konuda imanı
hala var olabilir mi?...
Her
konuda gerçekçi olalım ve ne karşımızdakini, ne de kendimizi aldatmayalım!...İman
ehlinden mümine bilerek zarar gelmez, diyor Hz.Rasûl!.
Eğer
çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda ne kadar imanlı
olabiliriz?
Anlayışı
kıtlara kapı açıyorum:
Buhari
2144 nolu hadise göre zinada en hafif günahlardandır; iki kişi arasında kalması ve
beyne direkt zararı olmaması yönünden!...
Ama
sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek zulmetmesidir ki, bu zinadan çok
daha büyük günahtır!...
Bir
günahın büyüklüğü kişinin ahıretine verdigi zararla ölçülür...
Kimsenin
ne kendi beynine ne de baskasının beynine zarar verme hakkı yoktur... Mesela sigaranın
zararına iman diye bir konu sözkonusu olamaz!... Çünkü artık o, iman boyutunu
asmıs, ikan noktasına ulasmıstır!... Çünkü bu zarar bilimsel olarak, madden tespit
edilmiştir!..
Öyleyse,
ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya çevresine bilerek zarar veren
kişinin imanından ne kadar sözedilebilir?
Allah,
bizi çevremize ve kendimize(kendisine) yararlı olalım diye mi yarattı; yoksa kendimize
ve çevremize zarar verelim diye mi yarattı?
İman,
bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o iman ne kadardır bizde?
Sigaranın
misâlini her konuya yayalım...
İman,
bizi her konuda insanlara yararlı olmaya, onlara birşeyler kazandırmaya yönlendirmek
isterken, biz onlara yararlı olmak yerine zararlı oluyorsak bu mümindir baskılı
elbiseyle dolaşsak, imanlı sayilir mıyız acaba?

HATADA
YA DA YANLIŞTA ISRARIN BEDELİ,
PAHASI
AĞIRDIR! |
Yanlıştan
dönmek, hatadan dönmek, akıllı insana özgü bir fazilettir.
Gelişmemiş
insanın “dediğim dedik” anlayışı vardır!.
Beyni
yeterince gelişmemiş çocuk kalmış insan, yanlış karar verdiğinde, o karardan
dönmeyi; yanlış konuda söz verdiğinde sözünden dönmeyi eksiklik kabul eder,
“erkekliğine” yediremez, kişiliğine-benliğine yakıştıramaz!.
Allah
Rasûlü
ise, yanlış yere yemin edildiğinde, o
yeminden dönülüp; kefâret olarak üç gün bir fakirin karnının
doyurulmasını ya da buna gücü yetmeyenin üç gün oruç tutmasını tavsiye
etmektedir!.
Yaşamda,
her insan hata yapabilir o konuda yeterli bilgi tabanı yoksa; ya da kendisine doğru
bilgi verilmemişse; ya da kandırılmışsa; ve yahut aklı yerine duygu veya
dürtüleriyle bir karar almış ya da söz vermişse!
Burada
faziletli ve olgun davranış, verilen karar ya da sözden dönüp; gerçeğin hakkı ya
da gereği neyse onu uygulamaktır!.
“Ama
söz vermiştim, bana yakışmaz” diyerek hatada ya da yanlışta, ısrar, ancak
gelişmemiş beyinlerin tavrıdır!.
Olgun
insan, yanlış veya hata yapıp da ardında uyarıldığında, duygusallığını bir
yana atıp, bu hatasından dönebilen insandır!. Kefâretini verir ve hatasından ya da
yanlışından döner; doğrunun, makûlün, ilmin gereğinin hakkını verir.
“Söz
verdim” diyerek hatada ya da yanlışta ısrarın bedeli, pahası çok
ağırdır!… Bazen kaybedilen nîce yıllara, bazen de insanın sağlığına, veya
yaşamına, mâl olur!. Telâfisi de mümkün olmaz!

GÜNAH
VEYA SEVAPLAR,
KURÂN
VE RASÛLULLAH AÇIKLAMALARIYLA BELİRLENMİŞTİR! |
İslâm
Dini’nin kökeni-kaynağı “Kurân”dır veya “Hadis” dediğimiz
Rasûlullah aleyhisselâmın açıklamalarıdır!.
Bu
iki kökene dayanmayan herşey kabul edilmesi gerekli olmayan şeylerdir ve DİN
diye de konuşmaması gerekli şeylerdir!.
Biz
maalesef çok yanlış bir eğitim şekli de uyguluyoruz.
Çoluğumuza
çocuğumuza sıkıştığımız yerde hoşumuza gitmeyen bir şeyde hemen “bunu
yapma günahtır” diyoruz.. veya “şöyle yap sevaptır” diyoruz..
Bir
şeyin günah veya sevap olması için, Kurân’da o şeyin insanlara yasaklanması veya
yapılmasının tavsiye edilmesi gerekir veya Hz.Rasûlullah aleyhisselâm tarafından
bu yasağın getirilmesi veya tavsiyenin getirilmesi gerekir!.
Eğer
Kurân’a veya Hz.Rasûlullah’ın açıklamalarına dayanmıyorsa o şey, biz onu kabul
etmekle mükellief değiliz. Ve bu, Din adına da öngörülmez hiçbir zaman!
Öyle
bir şey için ”bu sevaptır.. bu günahtır” denmez!
Dendiği
takdirde arkasında ”niye sevap, niye günah?” suali sorulur ve buna dayalı olarak da
mutlaka bir Rasûl, Nebi açıklaması veya bir âyet gösterilmesi gerekir!.
Bugün
anlatılan şeylerin pek çoğu hep halk arasında dolaşan hurâfeler veya çeşitli
hikayeler, yakıştırmalar..
Siz,
bir fikir söylüyorsunuz..”Bu fikir Kurân’da hangi âyete dayanıyor veya
Hz.Rasûlallah’ın hangi açıklamasına dayanıyor? dediğiniz zaman,
“ben
öyle duydum”
diyor..
“
Ben öyle duydum”la Din konuşulmaz veya nakledilmez!.

İDRAKIN
KADAR YANLIŞLARDAN KORUNURSUN! |
Önemli
olan her an şuurlu bir şekilde ve belli bir noktaya, hedefe doğru yürümektir. İdrâkın
kadarıyla yanlışlardan korunursun... Nasıl yakacağını idrak ettiğin ütüye
dokunmazsan sana pişmanlık verecek yanlıştan da kendini öylece korursun...

Hacca
gittiğimiz zaman. “Arafat” dan, anamızdan doğduğumuz günkü kadar bütün
günâhlarımızdan arınmış olarak sâf, temiz bir hâlde geri dönüyoruz.
Peki?.
Bu güzel şey de ancak, Allah’ın kendisine büyük imkân tanıdığı bir kimse ise,
bu şansa sahip oluyor.
Hacca
gidecek mâli imkânları elvermeyen bir kişiyi düşünelim....
O
kişi Allah’a imân ediyor. Rasûlullah’a imân ediyor.
Ama, gayet doğal olarak beşer olduğu için de çeşitli eksikleri, noksanları,
kusurları, yanlışları vs. var.
Bilerek
veya bilmeyerek işlediği çeşitli kusur ve yanlışların getirdiği günahlarla da
bezenmiş bir halde...
O
zaman, bu kişinin kurtulma şansı nedir? Kendini nasıl kurtaracak?. Ne yapması
gerekiyor?.
Böylesine
imân sahibi olan kimselere Cenâb-ı Hak, bir yol göstermiş ve kolaylık sunmuş. Bu
kolaylığı bize Hz.Rasûlullah,Efendimiz Hz.
Muhammed Mustafa s.a.v. şöyle bildiriyor :
“Kılınan
her vakit namazı, kendisinden önceki namazla arasında işlenmiş olan bütün
günâhları siler, temizler, arıtır.”.
Ve bunun misâlini de şu şekilde veriyor.
“Sizin
evinizin önünden bir ırmak aksa ve siz bu ırmağa günde beş defa girip çıksanız,
üzerinizde hiçbir kir, pislik kalır mı?
Nasıl
ki, günde beş defa yıkanan birinin üzerinde maddi bir kir, pislik kalmazsa, aynı
şekilde günde beş vakit namazını eda eden kişinin de üzerinde günâh kiri
kalmaz.”
Ama,
burada bir incelik var. Bu anlatımda dikkat etmeniz gereken bir püf nokta var:
Yine
Hz. Rasûlullah buyuruyor ki:
“
Fâtiha’sız namaz olmaz! “
Namazı
edâ etmiş olmanın ana şartı, her rekâtta Fâtiha sûresini okumaktır. Nedir o
Fâtiha sûresi bir kez okuyalım;
Bismillâhirrahmanirrahim
elhamdulillâhi rabbil âlemin.............. veleddââlliyn âmin.
“Eğer
bu, namazda okunmazsa o namaz yerine gelmiş, edâ edilmiş olmaz” diyor, Hz.
Rasûlullah. Ve, yine buyuruyor ki:
“Namaz,
mü’minin mi’râcıdır.”
Buradaki
“namaz mü’minin mirâcıdır” ifadesini iki yönlü ele almak lâzım.
Namazın
mi’râc olması
Mi’râcın
namaz olması
Namazın
mi’râc olması ne demek?.. Mirâcın namaz olması ne demek?..
Edâ
edilen her namaz, kendisiyle öncekilerin arasındaki günâhların affına vesile oluyor.
Günün
her hangi bir vaktinde, ansızın ölebilirsin. Öldüğün anda artık ana-baba, eş.
çocuk, koltuk, iş, para, mal-mülk gibi değerlerin hiç geçerliliği kalmayacak. Tek
başına başka bir âlemde ve ortamda olacaksın.
Bu
ortama, dünyada yüklediğin tüm beşeri yükler ve günâhlarla gitmek mi ;Yoksa,
bütün bu beşeri yaşamdaki günahlarından arınarak, temizlenerek gitmek mi evlâ?
Evvelâ
buna bir karar vermek lâzım!.
Eğer,
günâhlardan arınmış, temizlenmiş olarak gitmek istiyorsak, bunun en kolay yolu
günde beş vakit namazı, vakitlerinde edâ etmektir.
Şöyle
dediğinizi işitir gibi oluyorum;
“Eee
canım, Allah ona para vermiş, imkân vermiş. Hacca gitti, bütün günâhlarını
sıfırladı geldi. Benim param olmadığı için gidemedim!.”
Senin
paran yoksa, imkânın yoksa Cenâb-ı Hak sana da beş vakit namazı ihsan buyurdu.
Günde beş vakit edâ ettiğin zaman her bir namaz arasındaki günahlardan temizlenip,
arınıp, sıfırlanıyorsun!.

BÜTÜN
GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASINA SEBEP OLAN ÂYET
“İYYÂKE
NA’BUDÜ VE İYYÂKE NESTAİN”DİR! |
Peki?..
Bu beş vakit namaz da neye bağlı?..
Fâtiha’nın
okunmasına bağlı!.
“Fâtiha’sız
namaz olmaz!..”
Fâtiha
sûresinde ne var ki, Fâtiha’sız namaz olmuyor?.
Kur’ân
‘ın diğer sûrelerinde olmayıp da sadece Fâtiha sûresinde olan ne?.
Fâtiha
sûresinin en önemli en can alıcı âyeti;
“İyyake
na’budü ve iyyake nestâiyn.” dir.
İnsanın
bütün günâhlarının bağışlanmasına sebep olan âyet, “iyyake na’budü ve
iyyake nestaiyn” ayetidir. Niçin?..
Buna
girmeyeceğim… Herkes kendi bünyesinde, kendi ilmine göre, kendi mertebesine göre
düşünsün araştırsın!..
Ama,
buradaki sırrı size söylüyorum. Buradaki sır “iyyake
na’budü ve iyyake nestaiyn” dir. Onun için namazda Fâtiha’yı okurken
özellikle bu âyeti düşünerek okuyun!. Üstünde durarak okuyun!.
Namaza
durduğunuz zaman ezbere, düşünmeden, bir teyp gibi değil!.
Namazı
düşünerek, üstünde durarak okursanız farkını ve faydasını mutlaka
görürsünüz.
Bu
masayı üstün körü, şöyle bir silmek var! Bir de bastırarak, işine önem vererek
silmek var. Ehemmiyet vererek silersen tozu, masa daha iyi temizlenir.
“İyyake
na’budu ve iyyake nestaiyn”
âyetini de düşünerek, anlayarak, hazmederek tekrar edersen, mermerin üzerindeki
kirleri böyle almışın gibi bütün günâhlarından arınır, temizlenir, pâklanır
ve o namaz sonrasında vefât edersen, o namaza kadar olan bütün günâhlarından
arınmış olarak âhirete intikal edersin...
Böyle
bir kısmeti -böyle bir şansı, imanı olan hiç kimse tepmez!
Öyleyse,
bize verilen beş vakit namaz nimetini çok iyi bilelim.
Vaktin
yok, mümkün değil, sünnetlerini kılamıyorsun. Kılamazsan da hiç olmazsa fazladan
geçtik ,farzları edâ etmeye çalış!. Ve, Fâtiha’yı okurken de bilinçli, şuurlu
olarak oku!. Özellikle “iyyake na’budu ve iyyake nestâiyn” âyetini bilinçli,
şuurlu bir şekilde düşünüp tefekkür ederek tekrar et!.
Allah,
bütün namazlarınızda bilinçli olarak Fâtiha’yı OKUmayı ve özellikle bu âyetin
üzerinde durmayı, anlamını açmayı bize kolaylaştırsın!. Bu sırrı anlamayı bize
nasip etsin!.

RASÛLULLAH'IN ŞEFAATİ,
BÜYÜK GÜNAH SAHİPLERİ İÇİNDİR! |
(Soru: Rasûlullah
Efendimiz, "Benim şefâatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir."
buyuruyorlar. Büyük günah sahiplerinden kastedilen kimlerdir? Açabilir misiniz
Üstadım. Teşekkür ederiz.)
Bu
açıklamasından benim anladığım, şefâatin ŞİRKİ HAFÎ ehline olduğudur...
Çünkü şirki hafî en büyük günahtır!... Mutlak şirkin zaten
bağışlanması yoktur... Şirki hafi ise bunun dışında kalan günahların en
büyüğü ve bütün günahların kökenidir!..

BÜYÜK
GÜNAHLARDAN DAHİ
BAĞIŞLANMA
SÖZKONUSUDUR! |
Okunuşu:
Estağfirullahelleziy lâ ilâhe illâ Hû el Hayyul
Kayyum ve etubu ileyh.
nlamı:
Bağışlanma diliyorum. Allah’tan ki, tanrı
yoktur Hay ve Kayyum olan sadece O vardır. Tövbem O’nadır!.
Bilgi:
Rasûlullah
sallallâhu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
-Kim,
Tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan O vardır. Bağışlanmayı Allah’tan dilerim, tövbem
O’nadır. d